Boşanma davalarında en çok uyuşmazlık yaşanan ve hassasiyet gerektiren konuların başında çocukların velayeti gelmektedir. Türk Hukukunda velayete ilişkin düzenlemeler kamu düzenini ilgilendirmekte olup, hakim karar verirken tarafların talepleriyle bağlı değildir. Burada tek ve en önemli kriter "Çocuğun Üstün Yararı" (Best Interests of the Child) ilkesidir.
Velayeti Belirleyen Temel Unsurlar
Çocuğun üstün yararı belirlenirken, çocuğun bedensel, zihinsel, ahlaki ve sosyal gelişimi göz önünde bulundurulur. Hakimin bu değerlendirmeyi yaparken dikkate aldığı temel hususlar şunlardır:
- Çocuğun Yaşı: Özellikle anne şefkatine ve bakımına muhtaç yaş grubundaki çocukların velayeti, istisnai durumlar dışında anneye verilir.
- Eğitim ve Sosyal Çevre: Çocuğun halihazırda devam ettiği bir okul veya alışık olduğu bir sosyal/fiziksel çevre varsa, bu çevrenin korunması tercih edilir.
- Ebeveynlerin Durumu: Ebeveynlerin yaşam tarzı, gelir düzeyi, çocuğa sunabilecekleri barınma ve eğitim imkanları titizlikle incelenir. Ancak maddi durumun yetersiz olması tek başına velayetin alınmasına engel teşkil etmez.
Çocuğun Görüşünün Alınması (İdrak Yaşı)
Belirli bir olgunluğa erişmiş (genellikle 8 yaş ve üzeri) çocukların mahkeme huzurunda veya pedagog eşliğinde kendi görüşleri de sorulur. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve iç hukukumuz gereğince, kendisini ifade edebilecek yaştaki çocuğun velayete dair tercihi, hakimin kararında oldukça belirleyici bir rol oynamaktadır.
Kişisel İlişki Kurulması ve Ortak Velayet
Velayet kendisine verilmeyen taraf ile çocuk arasında hakim tarafından kişisel ilişki kurulur. Bu ilişki, çocuğun ebeveynlik bağlarının kopmaması ve sağlıklı bir psikolojiye sahip olması için yasal bir zorunluluktur. Son yıllarda Yargıtay kararlarıyla hukukumuza giren "Ortak Velayet" kurumu da tarafların anlaşması ve çocuğun yararına olması durumunda uygulanabilmektedir.
